Ay, zalim bir sevgilidir

Hikâyenin yardımcı oyuncusu rolündeki efsaneler ve mitler, sinemada kullanılan 25. kare tekniği türevi bir görev görüyor okur üzerinde; bilinçaltında doğru anı bekleyip karanlık vakitlerde gün yüzüne çıkarak ürpertiyor ve kurbanlarına kendini hatırlatmaktan geri durmuyor. Ve tüm bunların yanında romanın önemli bir tarafı da önceki Apollo Ay görevlerini hikâyenin içinde belirli noktalara yerleştirerek okura verdiği kurgu içindeki gerçeklik hissiyatı

Ay, zalim bir sevgilidir
18 Aralık 2015 Cuma 13:04

Ömer Ezer

Her an her yerde var olabilen, yedinci kattan aşağı düşüp birkaç saniye içinde ortadan kaybolan katiller; genç ve heyecanlı gençler, çığlık kraliçeleri; her sahnede gittikçe artan gerilim ve gizem… Yetmişli yılların korku kültürünü yeni nesil bilimkurgu türüyle yorumlamak nasıl olurdu? Johan Harstad bunun cevabını kelimelerin ve cümlelerin eşsiz gücüyle, “Ay’da 172 Saat” isimli bilimkurgu-korku romanıyla veriyor.
Johan Harstad, Norveç’in son zamanlarda yetiştirdiği en iyi yazarlardan biri. Stavanger’de doğan 36 yaşındaki Harstad, roman ve kısa hikâyeler dışında oyun yazarlığı da yapıyor. Bir nesir derlemesi olan ilk eseri “Herfra blir du bare eldre” (From Here You Only Get Older) 2001’de yayımlanan yazar, asıl yükselişini 2005 yılında yayımlanan “Buzz Aldrin”, hvor ble det av deg i alt mylderet? (Buzz Aldrin, What Happened to You in All the Confusion?) adlı, ondan fazla ülkede yayımlanan ve aynı zamanda televizyon serisi olarak da uyarlanan kurgu romanıyla yapmıştır.

ÖDÜLLÜ KİTAP
İlk kez, 2008 yılında Norveç’te yayımlanan “Ay’da 172 Saat” ile de Norveç’in en itibarlı edebiyat ödüllerinden biri olan Brage Ödülü’nü almıştır. “Çocukluğumda, korku hikâyelerinden günlerce kafamı kaldırmadığım güzel dönemler oldu. Ve yıllar boyunca her daim aklımın bir köşesinde korku hikâyeleri yazma fikri vardı,” diyerek, genç yetişkin türündeki bu romanını yazdığı tüm eserler arasında farklı bir yere koyduğunu belirten yazarın bilimkurgu türüne olan ilgisi ve yetkinliğiyle de roman, bilimkurgu-korku türünün özgün bir örneği hâline gelmiş bulunuyor.
“Ve şimdi, Ay yüzeyinde durup kalbinin atışını yavaşlatmaya ve kendine yön vermeye çalıştığı sırada, nedenini anladı. Armstrong ve Aldrin’e yeni yeni duymaya başladığı saygı artmıştı. Bu yerin güzelliğini ve tekinsizliğini hiçbir söz ifade edemez gibiydi. Ama onlar yapmıştı. Özellikle Aldrin. Ay modülünden dışarı adımını atmış ve söylenebilecek tek sözü Dünya’ya söylemişti: Muhteşem. Muhteşem ıssızlık.”

AY YOLCULUĞU
Hikâyenin ilk yarısı Dünya üzerinde, karakterler ekseninde gelişiyor. NASA uzun yılların ardından Ay’a insanlı bir görev düzenlemeye karar verir. Bu görevin asıl amacı, “tantalum yetmiş üç” adı verilen enerji kaynağının bulunması olarak duyurulur fakat gerçek bundan çok uzaktadır. NASA, bu göreve olan ilgiyi artırmak ve finansman sağlamak için Ay’daki DARLAH 2 üssüne astronotlara eşlik etmek üzere genç yaştaki üç kişiyi de göndermeye karar verir. Bu üç genç kura ile belirlenir ve Norveçli Mia, Japon Midori ve Fransız Antoine hayatlarını değiştirecek bu Ay yolculuğuna katılmaya hak kazanır. Yazar Harstad, bu üç genç karakterin Ay yolculuğuna ve hayata karşı bakış açılarını betimlerken aynı zamanda bir kayıp kuşak eleştirisi yapmaktan da geri kalmıyor.
Ay yolculuğu eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri’ne yolculuk yapmaya hazırlanan gençlerin başlarına tuhaf ve gerilim dolu olaylar gelir. Okur ilk olarak bu bölümlerde Harstad’ın efsanelere ve mitlere olan yetkinliğini hissetmeye başlar. Farklı kültürlerden korku efsaneleri romanın bütününde, hikâyenin dokusunda sırıtmayacak şekilde yer tutar. Gece yarısı anlatıldığında tüyleri diken diken edecek tarzda öykülerdir bunlar ve okur bu öykülere nerede rastlayacağını bilmeden sayfalar arasında gezinmeye devam eder, tıpkı romandaki karakterler gibi gerilir.
Ay’a yolculuk başlar, astronotlar –ve yanlarındaki üç genç– sorunsuz bir şekilde DARLAH 2’ye ulaşırlar, fakat asıl sorun bu andan sonra kendilerini gösterir. Üsteki havanın tekinsizliğin hemen herkes hisseder ve kısa bir süre sonra Kumandan Nodolski’nin önderliğindeki mürettebat Dünya ile olan iletişimini kaybeder. Dünya’dan kilometrelerce uzaklıkta sekiz insan, Ay’da yalnız olmadıklarını fark ettiklerinde hayatta kalmak ve güzel, mavi gezegenlerine dönmek için mücadele etmeye başlarlar.

UZAYDA KİMSE SENİN ÇIĞLIĞINI DUYAMAZ
Roman rahatsız edici atmosferiyle gererken bir an önce çıkış kapısına –son sayfaya– ulaşmaları için okuru adeta zorluyor ve bunu heyecanı bir an bile azaltmadan başarabiliyor. Fakat kitabın kapağını kapattıktan sonra da romanın tekinsizliği peşinizi bırakmıyor.
Hikâyenin yardımcı oyuncusu rolündeki efsaneler ve mitler, sinemada kullanılan 25. kare tekniği türevi bir görev görüyor okur üzerinde; bilinçaltında doğru anı bekleyip karanlık vakitlerde gün yüzüne çıkarak ürpertiyor ve kurbanlarına kendini hatırlatmaktan geri durmuyor. Ve tüm bunların yanında romanın önemli bir tarafı da önceki Apollo Ay görevlerini hikâyenin içinde belirli noktalara yerleştirerek okura verdiği kurgu içindeki gerçeklik hissiyatı. Bu alternatif Apollo teorileri de romana ayrı bir hava katıyor ve Ay’la ilgili tartışmalara ilgi duyan okurları hikâyenin içine daha fazla çekiyor.
“Ay’da 172 Saat”te okuyacaklarınız belki de neden Ay’dan arkamıza bakmadan kaçıp onu rahatsız etmemeyi seçtiğimizin ürkütücü bir cevabı.

Ay’da 172 Saat
Johan Harstad
Çev: Ezgi Dikici
İthaki Yayınları
320 s.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.